BEN HÜMA HATUN

Ben Hüma,Hüma Hatun. Anadolu’nun orta gelirli bir ailesinde büyüdüm. Babam Osmanlı sarayında Şehzade ll.Murat’ın temel matematik hocalığını yapmakta,aynı zamanda kılıç eğitimi vermekteydi.O zamanlar henüz küçükken bile sarayı çok merak eder ve hep düşlerdim.Babamsa vakti geldiğinde elbet göreceğimi fakat bunun için henüz doğru zaman olmadığını açıklardı.Boş zamanlarımı babamın odasında geçirir ve kitaplarını incelerdim.Meraklı, aynı zamanda bilgili bir çocuktum.Bu, geçliğimde de değişmedi.                                                       Büyüdüm; artık alımlı, bilgili, güzel bir genç kadın oldum. Her şey yolundaydı. Ailemle huzurlu  bir hayatım vardı. Bir akşam babamın dudaklarından dökülen kelimelerle hayatımın geri kalanının eskisi gibi olmayacağını anladım. Babam o akşam bana Şehzade Murat’ın evlilik çağına geldiğini ve bu hayırlı iş için beni uygun gördüklerini söyledi. Bu anlık verilen bilgiyle ne yapacağımı şaşırdım, doğal olarak tepki vermem biraz uzun sürdü ama fikir belirtmek gibi bir şansım olmadığı için “Nasıl münasip gördüyseniz efendim.” demekten başka bir şey yapamadım.

Olan oldu, düğün hazırlıkları başladı ve nikahımız kıyıldı. Aslında her kızın olmak istediği konumdaydım fakat bir şey hissedemiyordum. Sadece meraktı içimdeki. O koca sarayla, o büyük mevki ile ne yapacaktım.

Merakımın sönmesi uzun sürmedi. Çocukluğumda hayallerimi süsleyen o sarayda, ağır sorumluluğum ve bunun yanında birçok imkanla yılların nasıl geçtiğini anlamamıştım bile. Çocuklarımı kucağıma almış, büyütmüştüm. Üç yiğit şehzadenin annesiydim Ahmet, Mehmet ve Orhan. Birbirlerini çok sever sayarlardı. Kardeşlik ilişkileri çok derin ve sağlamdı. Her biri eğitimli ve babalarına layık askerlerdi.Ta ki sevgili eşim Murat şehit olana kadar.Murat’ tan sonrası benim için karanlıktı ve hala da aydınlanamadı.Tahtı, makamı boş kalmıştı.Pencere önünde aylarca sağ salim gelmesi için kaç gece uykusuz kalıp dua ettiğim sultanımın gelemeyen naaşı çökmeme sebep olmuştu.

Sultanımın yokluğu doğal olarak tahta kimin geçeceğine dair konuları, çatışmaları gün yüzüne çıkarmıştı. Ahmet en büyük olduğu için geçmesi gerektiğini savunurken, Mehmet ise daha bilgili olduğu ve abisinin ülkenin ekonomik durumunun ve siyasi yükümlülüklerinin altından kalkamayacağını düşündüğü için kendini savunuyordu. Orhan ise sultanımın yokluğunu kaldıramamış ve kendini bu konulardan soyutlamaya karar vererek bir süreliğine eski saraya yerleşmişti .Her açıdan tahta küçük ve genç olsa da oğlum Mehmet’in geçmesi hem saltanatımızın hem ekonomik ve siyasal hayatımızın düzenini koruyabilmek için daha avantajlıydı.Çünkü  Mehmet babasının yolundan ilerleyerek “Alınamayacak toprak,yenilemeyecek devlet yoktur.” sözünü benimsemiş ve hedeflerini çoktan belirlemişti.F Ahmet ise bu olayı ileriyi düşünmeden yalnızca kazanma ve onaylanma arzusu ile  hırs edinmişti.Ahmet’in gözünü boyayan bu güç arzusu gün geçtikçe büyüyor ve kontrol edilemeyen bir hal alıyordu.

Bu takıntı Ahmet’i öyle değiştirmişti ki şefkat ve merhametle büyüttüğüm yavrum, bencil ve düşüncesiz birine dönüşmüştü.

Ne yapacağımı bilemiyordum. Henüz sevdiğimin gidişini atlatamamışken yavrularımın bu denli birbirine düşmesi hem ailemiz hem de devletimizin güvenliği açısından birçok tehdit oluşturuyordu. Her ne kadar bir anne olarak üzerlerinde baskı kursam da bu taht kavgası ve Ahmet’in güç tutkusu kimsenin sözünde bir anlam bırakmamıştı.

İşin sonunda mantıklı bir karar vererek bu kararı saltanat üyelerine  gerekirse de halkın seçimine bırakacaktık. Ben de dahil olmak üzere saltanat üyeleri Mehmet’in yaşının genç olmasına rağmen düşüncelerinin olgunluğunu ve gerçekleştirilme olasılığının daha fazla olduğunu düşündü. Ahmet’in tek derdiyse sadece kardeşine karşı kazanmak ve kendini tatmin etmekti üstelik herkes bunun yeterince farkındaydı. Çoğunluğun onayıyla Mehmet tahta geçti, Ahmet delirdi. Büyük bir özveri, vicdan, merhamet ve sevgiyle büyüttüğüm evlatlarımın bu hale gelmesi zaten kanayan yarama basılan tuz olmuştu. Bu düzene alışamadım ama oğlum Mehmet’in bu genç yaşında bile başarılı olacağına, nice seferler kazanıp tarih yazacağına olan güvenim sonsuzdu. Evlatlarımın her zaman onları desteklediğimi ve yanlarında olduğumu bilmeleri gerekir. Hiç birini diğerinden ayırmadım fakat kıymetlimin emanetine sahip çıkabilmek için de bu zorlu seçimi yapmam gerekiyordu. Ben de doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yaptım. Evlatlarım beni yanıltmadı.

Oğlum Ahmet siyasi ve devlet idaresi açısından iyi olmasa da sanatta yani resim ve müzikte oldukça başarılıydı. İlerleyen zamanlarda edebiyatta başarı gösteren küçük kardeşi yani oğlum Orhan’ın; Mehmet’in kazandığı seferleri, ilerlediği yolları yazdığı tarih kitaplarında çizimler yaparak anlatımı güçlendirmesine yardımcı oldu. Mehmet ise gerek İstanbul’un fethinde gerek diğer önemli çalışmalarında kardeşlerinin ve akıl hocalarının fikirlerine önem göstererek doğru yolda ilerledi.

 

NAZ ÇINAR 9/D