Unutmanın mümkün olmadığı bir gelecek nedir? Dünya barışı, Gazze’nin, Doğu Türkistan’ın zulümden kurtulması, iç savaşların, kadın cinayetlerinin, pedofili insanların ellerini kollarını sallaya sallaya gezmesinin önüne geçilmesi, sonlanması falan mıdır sizce? Hadi biraz gerçekçi düşünelim bunlar artık bir ilkokul öğrencisinin bile bu dünyayla ilgili kurmayacağı hayaller, sonlanmasına dair umutların gün geçtikçe çürütüldüğü sorunlar. Keşke, keşke içimizdeki umuda, insanların vicdanına ve adalete biraz daha güvenimiz kalsaydı; bizler keşke başka devletlerin, toplumların ayıplarını kınamaya yüz bulabilseydik ama adı üzerinde keşke işte.
Benim unutulması mümkün olmayan gelecek hayalim büyük çoğunlukla olumsuzluğa çıkıyor çünkü sevdiklerimizi tek yanlışta silebiliyoruz ya da zorunda kalıyoruz bazen. Belki huy olarak belki kendi iyiliğimiz için yapıyoruz bunu; aklımıza dahi gelmiyor yapılan iyilikler, fedakarlıklar, “Olabilir, o hatalı.” diyoruz sadece olumsuza odaklanıyoruz, unutmuyoruz…İşte bu yüzden benim unutulması mümkün olmayan gelecek anlayışım artıları olmasına rağmen en sonunda olumsuza ulaşıyor.
Şu an yaşlının, gencin, çocuğun, bebeğin dahi elinden düşürmediği telefonlar, tabletler var. Onlar sanki bizim bir organımız, sanki ölümcül bir hastalığımızın ilacı gibi ya onunla ya hiç diyor özellikle genç nesil. Büyüğüyle, küçüğüyle, akranıyla, öğretmeniyle konuşmayı, annesine babasına derdini anlatmayı bilmiyor; teşekkür etmeyi kavga etmeyi bilmiyor, saygıyı ve sınırı bilmiyor… Ve bizler teknoloji kölesi ailelerin yetiştirdiği umursamaz çocuklardan, eğitim vermeyi bilmediğimiz çocuklardan, belli durumdaki ülkemizi gelecekte kurtarmalarını, temsil etmelerini, vatan, millet nedir öğretmeyen “eğitimcilerle” yüksek puanlarla başarılı olmalarını bekliyoruz. Peki ya teknoloji bu kadar mı kötü? Hiç mi yararı yok? Tabii ki var bunun en güncel örneği, günümüz. Ben sadece herkesin çok da farkında olmadığı birkaç sorundan bahsetmek istedim.
Düşünsenize birden teknolojinin 50 yıl gerilediğini. Bir sabah uyanıyorsunuz ve telefonunuz artık sadece bir külüstür parçası, bluetooth kulaklıklarınız artık bir işe yaramıyor; müziklerinizi plaklardan, kasetlerden, radyolardan dinliyorsunuz. Okula gidiyorsunuz akıllı tahtanız, projeksiyonunuz çalışmıyor; tüm dersi tahtaya yazarak işliyorsunuz. Sosyal medyanızdan zaten bir haber artık gündemi gazetelerden, siyah beyaz televizyonlardan, dergilerden takip ediyorsunuz… Okurken bile bazı kişilerin içinin daraldığını tahmin edebiliyorum çünkü alıştığımız hayata, yaşam şeklimize uymuyor bu gelecek. Tahminlerimizde ya da hedeflerimizde gelişmek, ilerlemek var. Kimse gittikçe gerileyen bir hayatı yaşamayı tercih etmez ama şunu unutmamak gerekir: Akacak kan damarda durmaz. Bu seçenek de bir gelecek tahmini ve her an gerçekleşmeye başlayabilir. Yapay zeka kontrolden çıkabilir hatta belki insanların nezdinde değerini anlayıp kendini bile yok edebilir. Bu seviyeye gelmek zaten epey bir vakit almışken yeniden yapılanmak belki de 50 yıl öncesini yaşamaya ve bizi o şartlara adapte olmak zorunda bırakabilir.
Bu sorunu sadece kişisel değil toplumsal olarak da düşünmeliyiz İHA`lar SİHA`lar siber saldırı imkanları, teknolojik belgeler saf dışı kalabilir iç savaş, dış savaş çıkabilir. İnsanlar iş, öğrenciler ödev yapamaz. Çünkü bizim alıştığımız hatta içine doğduğumuz dünya kütüphanelere gidip ansiklopedi araştırmak ya da bir proje ödevi için saatler harcamak değil, bizim hayatımızda hızlılık ve pratiklik başta geliyor; çaba değil. Ama maalesef bu pratiklik bizi köreltiyor ve aklımızı kullanmamızı engelliyor artık koca koca insanlar bile işlemleri telefonlardan yapıyorlar. Buna ek olarak hastalıklar ve ölümlerde artabilir teknolojik tedaviler, makineler işlevsiz olacağı için hastanelerdeki işlemler yavaşlayacak tedavi süreleri uzayacak. Bazı insanlar yaşananlara dayanamayacak, bir çözüm bulamayacak yani adapte olamayacak, depresyona girecek. Bir sorumlu arayacak, asileşecek, toplum daha gergin bir hal alacak. Kim uğraşmadan çözüme ulaşmak, çabasızca başarılı olmaktan vazgeçsin ki? Kim neden daha fazla efor harcayacağı belki de kaybedeceği bir hayat için uğraşmak istesin ki? İşte o zaman da doğadaki gibi adaptasyon sağlayan kazanacak sağlayamayansa kaybedecek. Bu da sosyal olarak bir savaş vermemizi gerektirecek. Bence bu pek de kolay olmayacak.
İşte bu kadar, unutulması mümkün olmayan bir gelecek. Yarın ne olacağını ne ben ne sizler ne de bir başkası bilebilir. Belki de çok daha iyiye gideceğiz, belki de gerçekten sorunlarımız çözülecek, adalete ve insana güvenimiz olacak, belki de okullara sadece maaş peşinde, işini sevmeyen öğretmenler değil de yaşadığı ülkenin, baktığı bayrağın, okuduğu marşın hakkını veren öğretmenler bu değerleri emanet edebileceğimiz bir nesil yetiştirecekler. Gün doğmadan neler doğar demişler; neler doğacağını, neler olacağını yaşayıp göreceğiz. Umarım gerçekleşecek olanlar, ütopyalarımızdır.
Naz ÇINAR
9/D
